eskiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eskiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mayıs 2011 Cuma

.KARAR GÜNÜ.....


12 Haziran 2007 Salı


Bu günü sadece kendime ayırdım.Beynimi temizledim, yeni taze düşünceler ürettim, gereksiz olanları sildim, beni üzenleri cerrahi müdaheleyle kazıdım, ufacık bir parça dahi bırakmadım tekrar üremesin diye. Çareler buldum, hayatımı zehir eden bilgiler beynime girmesin diye, giriş kodlarını iptal ettim hepsinin.

Bulutlar seyredildi, ''I'M YOUR MAN'' filminin müziklerini dinlendi, Leonard Cohen sevgi ve saygıyla anıldı . On gündür ustalarla boğuşmaktan , hayatın tadının alınmadığı fark edildi. Uzun bir kayıp, on sıkıcı gün. Hayatın yatağını değiştirmenin gerektiğini hissettiren on gün. Yaklaşık bir senedir düşünülen,, kendime ait bir iş düşüncesini hayata geçirmenin tam vakti. Son beş yıldır her merak ettiğimi öğreneyim maymunluğundan kurtulup işe koyulmak gerekir. Bir iş üzerinde yoğunlaşmanın tam sırası.


Yapmak istediğim , yapabileceğim işlerin sayısı üçe indirildi. Şimdi gerekli araştırmaları yapıp doğru kararı verebilmekte iş. Değişik heyecanlar var yüreğimde bu konuyla alakalı.

Son iki yazıya bakarak biz insanoğlunda, hayat tatmininin ne kadar imkansız olduğunu görüyorum. Etrafımda çalışan herkes ki buna birçok erkekte dahil ev hanımı yada ev erkeği olmak istiyor. Çalışmayanlarda bu durum tam tersi.

Mükemmel hayatın tarifi var mı? Kimler ''tam da yaşamak istediğim hayatı yaşıyorum'' diyorlar. Zıtlıklar bunun için mi varlar acaba?Çalışmak, çalışmamak ne fark eder insan mutluysa........................

4 Mayıs 2011 Çarşamba

YILDIZLAR TERS AÇI YAPMIŞ BUGÜN İFLAH OLMAZ....

26 Nisan 2007 Perşembe



Sabah saat yedi civarı, alarm çaldı.Gözlerim açık görünümlü kapalı kızımın odasına girdim, işte o anda güneşte benim gözlerime isabet etti, ama tam isabet. Kızımı uyandırırken güneşi insafa davet ettim.

Bugün benim yoga günüm, her çarşamba vücudumun dengesizliğini kendime tekrar tekrar kanıtlamak için yogaya gidiyorum. Bu konuda yenilen güreşçi tavrını benimsiyorum. Evden çıkmamıza bir saat kala yoga arkadaşım hasta olduğunu söylemek için aradı, bende belki bana ihtiyacı olur diye düşünüp evde kaldım. Yoga eğitmenimizi aramak bana düştü. Utana sıkıla durumu anlattım, Sonra yazdığı kitap hakkında olumlu eleştiri yapmak isterken tamamen benim yüzümden eleştiri olumsuz oldu. Nasıl oldu bende anlamadım. Hani bazen beyin birşey düşünür, düşünce dile gelir ama dile gelen düşünce artık beyinden geçenle aynı değildir. Kelimeler, kulaktan beyne dönünce görülürkü o artık başka birşeydir. Durum aynen böyle. İç sıkılır, tekrar yoga eğitmeni aranır durum izahi için. Telefon kapandığında durumun izahının hala yapılamadığı anlaşılır. Durumun kendi yatağını bulmasının en doğrusu olduğu kararına varılır.

Tüm bunlar sona erdiğinde telefon çalar.Telefondaki ses , hayatta duymayı en son istediğim ses çıkar. Ses bütün mutsuzluğunu tellerden kulağa ulaştırır, kulaktan kalbe ulaşır negativite. Sesin sahibi buluşmak ister, tarafımdan rededilir.

Günün gidişatı bellidir,yıldızlar ters açı yapmıştır. Artık sabır zamanıdır diye düşünürken, bir arkadaşım beni ofisine içli köfte yemeye davet eder. Gittiğimde arkadaşımın başı sıkışık, ben hissederim kendimi fazlalık. Tabiki içli köftelerin lezzetsiz olması sizide benim kadar şaşırtmamıştır herhalde.

Arkadaşımla hadi gidip alışveriş yapalım kararını verdik. Ama anlaşılan bu da yararsız bir faliyet benim için. Denenilen ayakkabıların otuzbeş numarası küçük, otuzaltı numarası büyük. Beğendiğim kıyafetlerin bir kısmının, vücut gelişimini tamamlıyamamış vücut özürlüler için olduğunu düşünüyorum. Bu düşüncem , kıyafetlerin darlığını anlamama yardımcı oluyor. Tamda o anda yanımdan Deniz Akkaya isimli manken geçiyor herhalde. Anlayamıyorum. çünkü yüzü biraz yüksekte kalıyor, ama gıdısının altından ona benzetiyorum.

Kahve molası.... Ben sert bir kahve istiyorum, yanına yoğun istek üzerine tekrar yapılmaya başlanan eski dost tatlısı. Eski dost tatlısı olmuş düşman.

Gün ağır aksak ilerlerken,benim yüzümü düşürüyor. Eve dönmeye karar veriyorum. Yasemin okuldan gelmiş, heyecanla bana kemanla yeni öğrendiği şarkıyı çalmak istiyor. Ben ters açıyı kabul etmişim, kaderime razıyım hali içerisindeyim. Yaso çalmaya başladı , ara ara durup seslerin niye yanlış çıktığını açıklıyor, ben o arada enstrümanları çalmayı öğrenmenin neden bu kadar uzun sürdüğünü düşünüyorum. Hayatın uzun çaları takıldı hep aynı notayı çalıyor.

Yiyecek birşeyler hazırlamalı, aç mideler ters açıdan anlamaz. Yemekler eline sağlık mertebesine dahi ulaşamamış, tam bir hayal kırıklığı.

Oh nihayet saat onikiyi vurdu. Kül kedisi Betül'ün perisi ortaya çıksın elindeki sihirli değnekle istediğini fareye, kabağa çevirsin. Ama illaki, şu yıldızların açısını değiştirsin. Genişi, darı diki.... hepsini seviyorum yeterki ters açı olmasın.


2 Mayıs 2011 Pazartesi

GAUDİ......

29 Şubat 2008 Cuma


Zaman zaman yaşadığım anları sanki ben yaşamamışımda,başkasının anılarını bir filmde seyrediyormuşum gibi oluyor. Hayatın o kadar geçmişinde kalmış oluyor ki, gerçekliği hayal gibi geliyor . İşte bu da öyle bir gerçek hayal.

Ankara'da aydınlığın karanlığa kavuşmak için acele ettiği, suların buza çektiği soğuk kısa günlerden biri. Özel bir üniversitenin giriş katında karanlık bir sınıf, gözler slaytlarda, fonda tektüze sesiyle hoca ''sanatın tarihini ''anlatıyor.Benim aklımda binbir acemi tilki. Bütün gece uyumayıp proje sonlandırmışım, yoğun bir uyku baskını. Bu bölüm yerine ekonomide kalmayı tercih etmeliydim düşünceleri geçiyor hayallerimin arasından......
Slaytlar birbiri arkasına geçerken sahneyi ANTONI GAUDİ alıyor. İşte o anda ilk bakışta aşkın sadece insanlar arasında olmadığını anlıyorum. Casa mila, kalp atışlarım hızlanıyor, yutkunmakta zorlanıyorum, bu ne kadar güzel bir hayal gücü. O yaşlarda ,geçen zamanın hızını yakalıyabilmek için yapılan koşunun, herhangi bir metresinde kaldı Gaudi.


Yıllar sonra, ortam yine karanlık tek ışık kaynağı televizyon. Casa Mila'da çevrilmiş bir Avrupa filmi gözlerimin önünde geçit yapıyor. Aynı kalp çarpıntısı. Nasıl unutmuşum ben Gaudi'nin eserlerini bu kadar beğendiğimi, vefasızın tekiyim.


Yine yıllar sonra geçmişe inat, ortam günlük güneşlik. Sadece, Gaudi'nin hayal gücünün sınırlarını hissetmek için hazırım. Görmek, dokunmak yeterli değil. Her adımda durup hissetmek istiyorum. Park Güell'de tasarım banklara oturup güneşin beni ısıtmasına izin veriyorum acele etmeden ellerimi bankın üzerinde dolaştırıyorum. Düşünüyorum ki bütün duyu organlarımla hissedersem bu anı asla unutmucam. Hatta alzheimer olsam dahi bu anı hatırlıcam.


Artık ayrılık vakti,bana onları hatırlatacak bir hatıra istiyorum.Nedendir duygularımı somutlaştırma isteği? Vazgeçtim maddeden, onun yaptıklarına ait sadece hissettiklerimin kalmasını istedim .

1 Mayıs 2011 Pazar

YAŞAMAK NE GÜZEL BİR AKTİVİTE.....

27 Ağustos 2007 Pazartesi

Sabah kahvaltımı yaparken, masada tombul bir uğur böceği buldum. Kör gözlerim ne olduğunu ilk başta seçemedi onun bir uğurböceği olduğunu anlamam için gözgöze gelecek kadar yakınlaşmamız gerekti. Elime aldım, dışarı uçurdum,uç uç böceğim şarkısını mırıldandım.


Uğurböceklerini çok severim, onlar da beni seviyor kanımca yollarımız sık kesişiyor.

Sonra Tofu'ya girdim. Nilambara'nın yazısını okudum keyifle, Nilambara'nın yazılarını da Sevgili Mika'nın yazıları gibi bastırmak gerek diye düşündüm. Berrin'in sivrisinek yazısı çok güldürdü.

Aklınla bin yaşa Burcu ne iyi ettinde açtın Tofu'yu, yazıcı nüfusumuz arttıkça ziyaret etmeye doyum olmamaya başladı.



Yüzüme yağmur damlaları çarpıyor, İstanbul bugün çok yağmurlu, ağaçların tepeleri hafif siste kaybolmuş, kalın sesli şarkıcı ''may everyone live, and may everyone die.''diyor.



30 Nisan 2011 Cumartesi

ÜSTÜNE GÜL KOKLAMAM ASTON......




18 Ocak 2008 Cuma







Geçmişte birgün,yemek yaparken arkadan reklamların iğreti sesi yankılandı. Ünlü bir dondurma firması talihli yiyicisine, Lamborghini hediye ediyor, kulağım takıldı, altıncı hissim çığlıklar atmaya başladı ''bu senin,bu senin....''
*

Sevindim tabi,aslında hayallerimin dört tekerleği değil, hatta ben böyle bir araba olduğunu dahi unutmuşum, ama kısmetime razıyım.

*

Ben geçen zaman içerisinde,altıncı hissimin müjdesini unuttum. Antalya Alanya yolu üzerinde bir benzincide dondurma dolabını görünceye kadar..... Hemen üzerime düşeni yaptım, çubuktaki numarayı yolladım.

*

Hemcinslerim Lamborghini sahibi olma ihtimalime bile çok sevindiler, ama erkekler maskülen tavırlarıyla, o arabayı kullanmanın zor olduğunu, ilk hız kasisinde altının çarpacağı yorumlarında bulundular.

*

Altıncı hissim yanılmış, araba bana çıkmadı. Çok üzülmedim benim dört tekerlekli prensim, ASTON MARTİN DB7. Rengini seçmişim, döşemelerine karar vermişim, hayaller kurmuşum.


*



Kalbimde ona bir köşe ayırmışım, bedava diye Lamborghini'yi koklarmıyım hiç.


28 Nisan 2011 Perşembe

GAYET ANORMAL BİR NORMALLİK......



25 Mayıs 2008 Pazar







Vahim Çernobil kazasından sonra, Karadeniz'de üretilen çayların kansorejen olduğu yolunda haberler yapılmıştı. Dönemin bakanı höpürdete höpürdete çay içerek''çaylarımız temiz''derken, yıllar sonra kendilerinin kanserden öldüğünü duyduk. Sebebi kansorejen çaylar mıdır yoksa ilahi adalet midir?

Yıllarca, binlerce kişiye dünya değiştirten trafik kazalarının, yeni düzenlemelerle azalacağını umarak sevindik. Artık lise diploması olmayan, ehliyet kursuna gitmeyen arabada kullanamayacaktı. Ama hala her bayram tatilinde bugünün bilançosu ... kişi haberleri. Demek ki hala kurallara göre ehliyet alanlar, kılıfına göre alanlardan az.

Düğünler, sünnet törenleri, asker uğurlamalar, şampiyonluk kutlamaları...... Ortak özellikleri nedir diye soracak olsak, hepimizin aklına kaza kurşununa kurban olan katılımcılar gelir mi? Silah kullanma ruhsatı olanların itibarı, milletin vekillerinin itibarından daha az olmasa gerek. Kurbanlarda daha çok çocuk oluyor nedense; kenarda oyun oynayan, balkondan taraftar seyreden, merakla dünyayı tanımaya çalışan. Belkide yetkili ağız bunu düşünerek üç çocuk diyor. Nasıl olsa bir kısmı kim vurduya gidecek.

Bir adam televizyonda konuşuyor açıkça mı demeli safça mı demeli?Yurt dışına sebze meyve gönderen bir işletmenin sahibi. Anlatıyor ''batı avrupa bizden mal almıyor, aldığı az miktarda malıda tırlarda bekletiyor analizlerini yapıp öyle alıyor. Bizim tahlillerimizi kabul etmiyor güvenilir bulmuyor. ''Dürüst adam!Onkologlar açıklama yapıyorlar, hormonlu gıdaları tüketmeyin. Aslında ne kadar çok kanserli hasta, o kadar çok para demek. Dürüstlüğe sahip olmak ne güzel. Keşke ''gıdalarda abartılacak kadar hormon yok ''diyen yetkili ağız da birazcık dürüst olabilse.

Bir sağlık ocağını keneler basmış. Kene kolonisi buraları istila etmiş durumda. Bununda sorumlusunun İsrail'den gelen bir grup ajan olduğu söyleniyor. Kötü ajanlar getirip kırsalda salıvermişler kanamalı kongo kenelerini. Nasıl kapkaççılar için emniyeti suçlayamıyorsak keneler içinde yerel yönetimleri suçlamamalıyız.

Yüzlerce insanın sebebi açıklanamayan değil, itiraf edilemeyen birseylerden dolayı zehirlenmesi nasıl bir komedidir. Yetkili makam olayı incelemesi için iki kişiden oluşan bir heyet göndermiş. Heyet döndükten sonra yetkili makam sulara kanalizasyon karıştığını açıklamış. Ama daha az yetkisi olan, su tahlillerinin temiz olduğunu söylemiş.

Bütün bu traji komik anormallikleri, normal kabul ettikten sonra hayat daha bir kolay. Nasıl olsa bunların hiçbirinden bizim vergilerimizle mevki sahibi olanlar sorumlu değil. Yetkililer kendilerinde azca bulunan fikirlerini bizlerle paylaşıyor. Diyorlarki keneden ölmek normal, eğer sen pantolonunun paçasını çorabının içine sokmuyorsan suçlu sensin. Şehir şebekesininden su kullanıp zehirleniyorsan, suç senin. Kanalizyonu kullanan pislik kiminse, zehirlenmeyi o hak eder. Nede olsa ödediğimiz vergiler bize yol, su, kanalizasyon olarak geri döner. Bazılarıda bonus olarak mikroplu döner.Başıboş gezen kurşunun önüne sen kendini at, sonrada suçlu ara. Artık herşeyi devletten beklemeyelim lütfen.




27 Nisan 2011 Çarşamba

MUSALLAT MİKROP............





06 Ocak 2007 Cumartesi





Merhaba,

bugün sizlerle günlerdir çılgın bir aşık gibi bana musallat olan mikrobum hakkında konuşmak istiyorum. Vücuduma ilk girişinde bana aşık olması yaklaşık on gün önceydi. Havada serserilik yaparken, beni gördü. Herzaman açık olan ağzımdan,boğazımın taa derinliklerini gördü. İşte üremek isteyeceğim kadın budur dedi, kendi lisanınca. Teklifsiz yerleşti boğazıma. İnsan hissediyor ama konduramıyor. Daha grip aşısıyla evleneli üç ay olmuştu, bana herhangi bir mikrobun musallat olması imkansızdı.

Musallat mikrop,boğazıma yerleştikten sonra,ben araya antibiyotikler koydum, iki cihan yanyana gelir biz gelemeyiz dedim ama nafile. Sen benimle yapamazsın, benim bağışıklık sistemim zayıf, hayatımdan çok mikrop geçti diyorum, aşkın gözü kör anlamıyor.

Günümüzde aşkın ömrü kısa sabretmeye karar verdim. Elbet ondan daha vasıflı bir mikrop girecek vücuduma, o zaman başı önünde terk edecek.

Mikrobun gözü kara,bir gün elinde bir demet ağrıyla boğazımda, diğer gün aksırık tıksırıkla burnumda.Yüz vermezsem, gözyaşlarına mendiller yetmiyor. Sinirlendirirsem eklemlerimdem vuruyor.

Musallat mikrop, laftan sözden anlamıyor.Aramızda sevgi yok, seninki sadece mikropgüdüsel birşey, etrafta üreyecek daha dinç vücutlar var.

Bana musallat olmasını istediğim çok şey var;


sağlık, mutluluk, huzur, brad.............



Hep insanın keyfini kaçıran şeyler mi musallat olmalı? ''Musallat''kelimesini olumluda kullamaz mıyız? Bunun bir zamanı var mıdır?Hayatımızda üç gün kalabilen hastalık,bizim için musallat mertebesine yükselemez mi? Gene aynı sebepten, bizi mutlu eden olayların çabuk bittiğini dişündüğümüzden mi anlatırken onları musalatlamayız. Geçen üç yıl mutluluk bana musallat oldu,dün bana bir güzellik musallat oldu.................